Bir Kuşun İki Kanadı: Mındfulness ve Şefkat

Doğu felsefesine göre özgürlüğümüzün iki temel bileşeni vardır. Bunlardan ilki farkındalıktır. Zihninizi açık bir şekilde görmek için eğitmekten gelen bilgeliktir, ikincisi ise kendinize ve başkalarına şefkat duymaktır. Bu bileşenler, bir kuşun iki kanadına benzetilir; bu kanatlar olmadan kuş uçamaz ve özgür olamaz.

Bunlarda ilk kanat farkındalık; anlık deneyimimizde gerçekte ne olduğunu anlamamızı sağlayan bilinçli farkındalığımızdır. Kabat-Zinn (2005) farkındalığı “belirli bir şekilde, yani şimdiki ana, mümkün olduğu kadar tepkisiz, yargılamadan ve açık yüreklilikle dikkat vererek geliştirilen, anbean, yargılayıcı olmayan farkındalık” olarak tanımlıyor. Burada ifade edilen farkındalık ile hoşa giden, gitmeyen her şeyi fark etmek mümkündür. Yani farkındalık bize sadece hoş duygular vermeyebilir. Yoldan geçerken gördüğün bir çiçek, bir kuş sesi veya başarılarınızı, umutlarınızı fark edebileceğiniz gibi; kötülükler, hava durumu veya kendi iç dünyanızdaki karmaşaları, bedeninizdeki ağrıları vs. fark edebilirsiniz. Farkındalık, deneyimlediğimiz her neyse ona merakla, nezaketle, sabırla ve yargılamadan bakabilmektir. Zihnimizde dönüp duran düşünceleri ve duyguların bedende yarattığı gerginliği ancak durarak, anda kalmayı geliştirerek fark edebiliriz. İşte bu nedenle hangi taşı kaldırsak altından “mindfulness” çıkıyor. Sürekli düşünce hali ve bedenin stres tepkilerinin beyin ile ilişkisi başka bir yazının konusu olsun 🙂 Şimdi yine çok dillerde olan “anda kalmak” ne işe yarıyor?’a bakalım;

Anda kalmamızın önündeki en önemli engel aslında doğasında uçuşmak yani geçmiş ve geleceğe gitmekte olan zihnimiz var. Bu zihnin doğasında var yani “anda kalamamak”. O yüzden de “maymun zihin” benzetmesi yapılır. Tıpkı daldan dala atlayan bir maymun gibi zihnimiz bütün gün; geçmiş anılar, pişmanlıklar, olaylar, gelecekle ilgili planlar, projeler, endişeler arasında tur atar durur. Şimdiki anı yaşamanın, şimdi ve burada olabilmenin en basit yolu geçmiş ve geleceğe fazlasıyla giden zihnimizi fark edip onu nazikçe bu ana getirmektir. Ayrıca beden hep şimdiki anda olduğu için bedeni ve bedensel hisleri fark etmek bizi şimdiki ana getirir.

Örneğin; koklamak, görmek, işitmek, tatmak, dokunmak (beş duyu) ve hepsinden daha kolayı nefesimizi hissetmek. Nefes almadığımız bir an yoktur (kısa süre nefesimizi tutabiliriz ama uzun vadede yaşama belirtisidir) ve bir sonraki dakikanın, günlerin nefesini alıp-vermeyiz. O yüzden nefes bizi şimdiki ana getiren önemli bir çapadır. Deneyimlerimizi anın içerisinde fark ettikçe, onları oldukları gibi kabullendikçe hayatla, kendimizle ve başkalarıyla yakınlaşır tıpkı bir kuş gibi özgürlüğü deneyimleyebiliriz. Jon Kabat Zinn, “Gerçek meditasyon yaşamdır” der. Bu nedenle anbean zihnimizin uçuştuğu yerleri fark etmek, neleri düşündüğünü, nerelerde gezindiğini gözlemlemek ve dikkati şu ana getirmek farkındalık kasımızı aktive etmeyi sağlayacaktır.

Farkındalığın ikinci bileşeni kendimize ve başkalarına şefkat duymaktır. Şefkat, bizim acı çekmemize neden olan pişmanlık ve korkuya çok önemli bir seçenek olarak karşımıza çıkar. Şefkat, kendi ve başkalarının acılarına karşı yargılamadan kabullenmemizi sağlar. Şefkat kelime anlamı “acı çekmektir”. Gilbert’e göre (2009) şefkatin özü, “insanın kendisinin ve diğer canlıların acılarına dair derin bir farkındalık hali ve bunu dindirme çabasıyla birlikte gelen bir nezakettir”. Bize sağladığı şey ise, sıkıntı ve acılardan kaçmaktan veya onunla fazlasıyla meşgul olmaktan (tutunmak) ziyade ona korkmadan yüzümüzü dönmektir. Ayrıca kırılganlığını kabul eden insanların hayatta daha başarılılar. Çünkü çoğu zaman zorlu duyguları hissetmemek için onları hissedebilecek durumlar içine girmekten çekinebiliyoruz. Mesela bir ilişki bittiğinde, kalbimiz tekrar kırılmasın diye ikinciye adım atmaktan geri durma eğilimi gösterebiliyoruz. Böylece zor duygulardan kaçtıkça bir nevi hayatı kaçırıyoruz. Tam tersi kırılganlığı kabul ederek, “olsun tekrar denerim, cesaretle ayağa kalkabilirim” diyoruz. İşte öz şefkat bu zorlu duygular geldiğinde “duyguları hissediyor olmanın çok normal olduğunu biliyorum ve kendimi nasıl yatıştırıp rahatlatacağımı biliyorum” demektir. 

Mindfulness pratikleri ile çalıştıkça ıstırabımıza alan açabilme ve onlara yüzümüzü dönme kapasitemiz artar, bu tıpkı vücudumuzda kas yapmak için düzenli ağırlık kaldırmaya benzer. Mindfulness pratikleri de özen ve süreklilik ister. “Neden meditasyon yapmalıyız?” da yine başka bir yazının konusu olsun 🙂 Özetle bir kuşun iki kanadı deyimi, farkındalık ve şefkatin birbirini tamamlaması anlamına gelmektedir. Biri eksikse uçmanın mümkün olmadığını anlatır.

“Gerçek kabullenmenin iki parçası – açıkça görmek ve deneyimlerimizi şefkatle sürdürmek – büyük bir kuşun iki kanadı kadar birbirine bağlıdır. Birlikte uçmamızı ve özgür olmamızı sağlıyorlar.”